Gerçekten de bu yaşadığımız zamanı düşünürsek, “Ah, bir çocuk olsam mıydım?” diye düşünüyorum. Dünyanın en masum ve temiz insanları çocuklar değil miydi? Ama artık yavaş yavaş masumlukları kalmadı sanki. Bazen etrafıma baktığımda küçücük bedenlerde büyük insanlar görüyorum. Hareketleriyle, konuşmalarıyla ve yaptıklarıyla sanki karşımızdakiler birer çocuk değil de büyük birer insanmış gibi bir hisse kapılıyoruz.
Bazen etrafımıza baktığımız zaman en çok dikkatimizi çeken şey, çocukların anne ve babalarına anne baba gibi davranması. Ve tabii ki teknolojiyi de unutmamak gerekiyor. Daha bir sürü örnek verebiliriz.
Artık sokaklar bomboş. Ne çocuk sesleri duyuyoruz ne de oyunlarını görüyoruz. Bunlara çok nadir rastlıyoruz. Artık onların saklambacı, ip atlaması, körebeleri, çelik çomakları, yakan topu ve niceleri sanal dünyaya yenik düştü.
Maalesef bunları anlatırken insan biraz da duygusallaşıyor. Kendi çocukluğu ve yaşadığı zamanlar aklına geliyor. Teknolojinin bulaşmadığı bir dünya ve sosyal medyadan uzak bir çocukluk…
Oyunlara doymadığımız zamanlar… Gece yarılarına kadar sokak aralarında koşmaca mı dersin, saklambaç mı dersin? Hele bir de annelerimizin bizi zorla eve götürdüğü vakitler…
Tabii, biraz da yaramazlık yapmıyor değildik. Komşuların kapı zillerini çalıp ortadan kaybolmak… İşte böyle bir çocukluk geçirmiştik. Peki, şimdi bunları etrafımızda görebiliyor muyuz? Hayır! Çocuklar kendi odalarında vakit geçiriyor ve sanal dünyadan kopamıyorlar. Hayal dünyaları farklı yerlere gidiyor.
Tabii ki bu durum herkes için geçerli değil. Teknolojiyi bilinçli kullanan çocuklar da yok değil. Zaten her şeyi bilinçli kullandığımız sürece kendimizi kontrol edebiliriz.
Ve bir de en önemli şey var: Tabii ki dinimizi en iyi şekilde yaşamak… Çocuklarımızı İslami değerlere göre yetiştirmek ve onlara Peygamber Efendimizin hayatını aşılamak…
Ancak yeni nesilleri böyle yetiştirirsek toplumumuz güzel yerlere gelir, diye düşünüyorum.