Hz. Peygamber ve Sünnet-i Seniyye çerçevesinde bir hayat (1)

        İnsanlığa gönderilen son din olan İslam’ın iki ana dayanağı ve kaynağı vardır:
        Birincisi; Allah’ın vahiy meleği Cebrail aracılığıyla Hz.Muhammed’e(sav) gönderdiği Kur’an-ı Kerim…
         İkincisi; Peygamber Efendimizin Kur’an’ı anlama, anlamlandırma, yorumlama ve yaşama biçimi olan Sünneti Seniyyesi.
         Hadis alanında yapılan çalışmalarda sünnet üç grupta değerlendiriliyor:
         Birincisi; Peygamberimizin insanlara İslam’ı ve Kur’an’ı, dini ve toplumsal konuları anlatırken, açıklarken ve yorumlarken, yani bütünüyle hayata dair söylediği sözleri içeren Kavli sünnet…
         İkincisi; İslam’ı yaşarken, Allah’ın emir ve yasaklarını uygularken ortaya koyduğu davranış biçimlerini ifade eden fiili sünnet…
         Üçüncüsü; diğer insanların yaptığı davranışların İslam’a, Kur’an’a, Allah’ın emir ve yasaklarına uygunluğunu, sessiz kalarak onaylaması anlamına gelen Takriri sünnet…
       Allah Kur’an için, onu biz indirdik biz koruyacağız, diyor mealen. 
       On dört küsur asırdır Kur’an bozulmadan, değiştirilmeden, bizzat Allah’ın korumasında ve mesajını insanlığa ulaştırıyor. 
       Onu doğru anlayan, anlamlandıran ve hayatına taşıyan kurtuluyor. 
        Peygamber Efendimiz de, “Kim benim adıma, ben söylemediğim halde, kasıtlı olarak bir söz uydurup söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın” buyurarak sünnette bozulmaya, uydurmaya karşı önlem almıştır. 
       Allah rasülünün dizleri dibinde yetişen ve ondan ilim öğrenen sahabe-i kiram efendilerimiz, ondan bir söz naklederken kılı kırk yarmışlar, yanlış anlamalara müsaade etmemişler ve olası yanlışları da anında düzeltmişlerdir. 
       Sonraki zamanlardaysa Hadis ve sünnet üzerine, çok sağlam ölçülere dayanan çalışmalar yapılmış, eserler ortaya konuluş, en arı-duru ve temiz haliyle, bozulmadan, bulandırılmadan bize ulaştırılmıştır. 
       Günümüz dünyasında Peygamber Efendimizi ve sünneti doğru anlamak, çağın sorunlarını çözmek ve Müslümanca yaşayabilmek için önemlidir.
       Ne yazık ki, ifrat ve tefrit arasında gidip gelen, bir türlü orta yolu bulamayan insanlar, diğer konularda olduğu gibi, sünneti anlamak, sahiplenmek, yaşamak veya muhalefet etmek konusunda da aşırıya kaçmışlardır. 
       Ya körü körüne, araştırmadan, soruşturmadan, neyin gerçekten Peygamber Efendimize ait olduğunu bilmeden bir sahiplenme duygusu devreye giriyor veya ucu din düşmanlığına ve aşağılamasına doğru ilerleyen, peygamber ve sünneti tamamen yok sayma, kabul etmeme, din adına Kur’an bize yeter anlayışı boy gösteriyor. 
       Bizim ülkemizde zaman zaman, devre devre İslam müesseselerini içine alan bir yok sayma furyası alıp başını gidiyor. 
       Bir dönem mezhepler konusunu tartıştılar, mezhep de neymiş diye kafa karıştırdılar. 
      Tasavvuf ve tarikatler konusunda ileri geri konuştular bir ara. 
      Son senelerde Sünneti tartışmaya başladılar. 
      Kur’an’ı çok kabul ediyorlarmış gibi, Kur’an’da olmayan şeyi kabul etmeyiz diye söylendiler ulu orta. 
       Aslında bütün bunlar bilinçli bir kampanyanın ürününden başka bir şey değil. 
        Sünneti inkar peygamberi, onan inen vahyi, kitabı, kitabı gönderen Allah’ı inkara kadar varan tehlikeli bir sonuç verir. 
         İşin garip tarafı şu:
         İşin uzmanı olan insanlar dini konularda konuşmaya çekinirken, yanlış yapmaktan endişe edErken, dini terminolojiyle ilgili en küçük bir bilgi birikimi ve eğitimi olmayanlar, mikrofonu kaptılar mı mangalda kül bırakmıyorlar, bilmedikleri konularda ahkam kesiyor ve fetva veriyorlar, Kur’an’ın açık ve net biçimde ortaya koyduğu meselelerde bile, böyle bir şey Kur’an’da yok, olamaz, olmamalı diyorlar.
         Kur’an ve Sünnet’in en doğru biçimde öğrenilmesi önemlidir, 
         Gençler, bu işi siz başaracaksınız ve insanları doğru bilgilerle donatacaksınız. 
         Siz, Kur’an ve sünnet çizgisini doğru-dürüst öğrenmezseniz, insanlara nasıl anlatacaksınız? 
         Dinden, imandan, Kur’an’dan, peygamber ve getirdiği sünnet ölçülerinden soyutlanmış, köklerinden uzak bir anlayışla yetiştirilmiş insan modelinin olumsuz meyvelerini gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinden okuyorsunuz her gün.  
       Annesini kesen kızlar, eşini ve çocuğunu öldüren anne-babalar, bayram günü sokakta adam öldüren seri katiller, iki üç yaşında bebeklere cinsel istismara yeltenen ahlak düşkünleri, sayabilir misiniz bu olayları…
         Kur’ansız sünneti, sünnet olmadan Kur’an’ı anlamak kolay değildir. 
         Birbirinin tamamlayıcısıdır Kur’an ve sünnet. 
          Kur’an; namaz kılın, zekat verin, hacca gidin, der, namazın nasıl kılınacağını, haccın nasıl yapılacağını ancak peygamber efendimizin uygulamalarından, yani sünnetinden öğrenebiliriz.
           Peygamber efendimizin hayatı ve söyledikleri Kur’an’ın anlaşılması, anlatılması, yorumlanması ve yaşanmasından başka bir şey midir ki?   
            Hz. Aişe annemize soruyorlar, Peygamberimiz hakkında: 
             -O nasıl biriydi?
             Cevap manidar:
             -Siz Kur’an okumuyor musunuz, onun ahlakı Kur’an ahlakıydı…
       Uzun lafın kısası sahih sünnet, Kur’an yorumu, doğru anlaşılması, tercüme ve tefsiri, bizim için Kur’an’dan sonraki dini dayanak, bilgi kaynağı, yolumuzu ve yönümüzü aydınlatan vahiy eksenli ışık, elimizdeki pusula ve yol haritasıdır. 
       Allah rasülünün bize bıraktığı emanet, ona uygun yaşadığımızda kendisiyle azgınlık ve sapkınlıktan kurtulacağımız, dünya ve ahrette huzur, mutluluk ve güven içinde yaşamamıza yol açacak ölçüler manzumesidir.