BEÜ Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Eyriboyun ölümünün 1. yılında, Çaycuma Belediyesi ve ZOKEV tarafından bir dizi etkinlikle anıldı. Son derece duygulu anların yaşandığı etkinlikte konuşan Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, konuşmacıların, ‘hayata tersinden bakmayı da bilen aykırı bir kişi’ olduğu yönündeki sözlerine vurgu yaparak, “Belki de o hep doğru yolda, tersine giden hep bizleriz” dedi. 

Geçtiğimiz yıl yakalandığı korona hastalığı nedeniyle hayatını kaybeden, Bülent Ecevit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Eyriboyun, Çaycuma Belediyesi Çarşamba Salonu’nda yapılan bir etkinlikle anıldı. Zonguldak Çevre Koruma Derneği Başkanı Ahmet Öztürk’ün yönettiği söyleşide, BEÜ Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Ekmekçi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisat Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Engin ve Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Kürşat Coşgun konuşmacı olarak yer aldı. Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, Saltukova Belediye Başkanı Alim Genç, Bakacakkadı Belediye Başkanı Oktay Albuz, önceki dönem Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, CHP Çaycuma İlçe Başkanı Şeref Köktürk, Gelecek Partisi Çaycuma İlçe Başkanı Şenol Cin, Çaycuma Kent Konseyi Başkanı Tuğrul Dereli, BEÜ öğretim üyeleri, muhtarlar, Çaycuma Belediyesi personeli ve Mustafa Eyriboyun’un Zonguldak’tan çok sayıda arkadaşı katıldı. Etkinlikte yapılan konuşmalar, salonda duygusal bir atmosferin oluşumuna neden oldu. 

ENGİN: “TUTKUNLUK DERECESİNDE KİTAP OKUMA MERAKI OLAN BİRİYDİ” 

Rahmetli Eyriboyun’un yaşamından kesitlerden oluşan bir sinevizyon gösterisinin de yapıldığı etkinlikte ilk konuşmayı yapan Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisat Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Engin, 1984 yılında ilk asistanlık günlerinden beri Mustafa Eyriboyun ile arkadaş olduğunu, bekâr lojmanlarında birlikte kaldıklarını söyleyerek başladığı konuşmasında, “Tutkunluk derecesinde kitap okuma merakı olan biriydi. Öyle bir kültürel dünyaya açılma merakı vardı ki, bu özelliği Mustafa ile benim yoğun ve keyif verici bir arkadaşlık kurmamı sağladı. Sevgili Mustafa düşündüğü ve savunduğu fikirleri hayata geçiren, düşündüğü gibi yaşayan ender insanlardan biriydi. Türkiye üniversite hayatında ve kendi yaşam çevresinde, “Nasıl bir hoca olunur, nasıl bir insan olunur” sorusunun cevaplarının hemen hemen hepsinin Mustafa’nın kimliğinde özdeşleşmişti. Kıskanmamak mümkün değildi. Çevresindeki en küçük çocuktan en yaşlısına kadar dokunmadığı hiç kimse yoktu.” dedi.  

Zonguldak, artık bir unesco adayı... Zonguldak, artık bir unesco adayı...

ENGİN: “İLKLERİNDEN ASLA ÖDÜN VERMEZ, SAHTE DAVRANIŞLAR SERGİLEMEZDİ” 

Rahmetli Eyriboyun’un öğrencileriyle de çok yakın ilişki içinde olduğunu söyleyen Engin, “Özellikle yoksul öğrencilerle çok yakından ilgilenir, onların sorunlarını çözmeye çalışırdı. Bizim ‘Bırak öğrenciler kendi sorunlarını kendisi çözsün’ şeklindeki itirazlarımızı bunun kendisine bir anne öğüdü olduğunu söyleyerek yanıtlardı. Onurlu bir insandı. Aydın onurunu korumak için mesleki anlamda girdiği tüm sınavları hep en yüksek puanla geçmiş ve bunları yazabilmiş ender akademisyenlerden biriydi. İlklerinden asla ödün vermedi, sahte davranışlar sergilemedi. Yönetimler değişir, herkes gelen yeni yöneticiye göre pozisyon alırken, o ilkeli duruşunu hep sergilerdi. İnsan özgü olan her şey Mustafa’nın ilgi alanındaydı. Sanata, kültüre çok meraklıydı. İlerlemiş yaşına karşın piyano çalmayı öğrenecek kadar merakı derindi. İçinde her zaman bir çocuk saklıydı. Belki de bu yüzden çocuklarla çok iyi arkadaştı. Çok sıkı bir arşivciydi. Her şeyi kayıt altına alır, bunları arşivlerdi. Teknolojiye çok büyük merakı vardı. Ama odasında en güzel menekşeleri yetiştiren kişi de oydu.” dedi. 

EKMEKÇİ: “ONUNLA HER TÜRLÜ FİKRİ RAHATLIKLA TARTIŞABİLİRDİNİZ” 

Daha sonra söz alan BEÜ Mühendislik Fakültesi Makine Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Ekmekçi, konuşmasına rahmetli Eyriboyun ile 25 yıl birlikte çalıştıklarını söyleyerek başladı. Ekmekçi, “Bilim dediğinizde aklımıza gelen merak duygusudur. Ben 1997 yılında yurtdışından gelip üniversiteye başladığımda, bölümde, bu duygunun en yüksek olduğu kişinin Mustafa Eyriboyun olduğunu gördüm. Yalnızca öğrenme merakı olan biri değil, çok demokrat bir insandı da. Onunla her türlü fikri rahatlıkla tartışabilirdiniz. Tam da gerçek bilim insanlarının yaptığı gibi, o da tüm fikirlerini özgürce açıklar, zengin bir tartışma ortamının oluşmasını sağlardı. Onun için en değerli varlık insandı. Onun yanında kendimi bir vahada gibi hissederdim. Çok sıkılıp bunaldığım zamanlar kendimi onun odasına atar, başkasının yanında söyleyemeyeceğim şeyleri onla konuşarak rahatlardım.” dedi. 

EKMEKÇİ: “ÖRNEK BİR BİLİM İNSANIYDI” 

Rahmetli Eyriboyun’un çocuklarla çok iyi dost olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Ekmekçi, sözlerini, “Çocukları çok severdi. Odasında, her zaman, çocukların ilgisini çekecek bir şeyler olurdu. Onları usanmadan çocuklara anlatır, mutlaka bir şeyler öğrenmesini sağlardı. Benim kızım da ondan çok şey öğrendi. ‘Bir bilim insanı nasıl olur dediğiniz’ zaman tam anlamıyla karşınıza çıkabilecek bir şahsiyetti. Onun odası bizim bölümde başı sıkışanın başvurduğu yerdi. Model uydu yarışmaları için hazırlıklarımız sırasında sık sık malzeme ihtiyacımız olurdu. Biz her zaman ona başvurur, gerekli malzemeyi, üst üste yığılmış kutular içinde uzun arayışlar sonunda bulur bize teslim ederdi. Hatta bazen ‘Bu da olmaz’ diyebileceğimiz parçaları bile orada bulur, hepimizi şaşırtırdı. O hepimiz için büyük kayıp oldu. Işıklarda uyusun” diyerek tamamladı. 

COŞGUN: “ÇOK YÖNLÜ BİR İNSANDI” 

Son olarak söz alan ZOKEV Yönetim Kurulu Başkanı Kürşat Coşgun, onu ilk kez 1990’da Zonguldak Fotoğraf Günleri etkinlikleri sırasında tanıdığını söyleyerek başladığı konuşmasında, “Hoca’nın birçok yönünü saymak mümkün ama özellikle fotoğrafçılık konusunu ele almak daha anlamlı galiba. 1986’da başlamış bu sanata ilgisi. Çok sayıda sergi, gösteriye katılmış. Üniversitede ZOMFAK adlı bir kulüp kurmuş ve 5 yıl sorumluluğunu üstlenmiş. 1989’da kurulan Zonguldak Fotoğraf Grubu’nun altı kurucusundan biri. Grubun kuruluş bildirgesini de o hazırlamış. Bir dönem yönetim kurulu üyeliğini yaptığı Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfının 5 dönem boyunca fotoğraf seminerlerinde eğiticilik yapmış. ‘Nasıl Bir Kent İstiyoruz’, ‘Tesis-at’ gibi söyleşi ve gösteriler yaptı. Akademik görevi nedeniyle gittiği Kanada ve Japonya izlenimlerini yine söyleşi ve gösterilerle paylaştı. ‘Bir Mükellefin Anlattıkları’ adlı 60 dakikalık bir belgesel hazırladı.” dedi. 

COŞGUN: “ÖLÜM BİR İNSANA BU KADAR MI YAKIŞMAZ” 

Konuşmasında, “Mustafa Hoca neyin fotoğrafını çekti? Şu sorulu yanıt sanırım yeterli olacak: Neyi çekmedi ki? Doğayı, insanları, toplumu, eylemleri, toplantıları, doğum gününü, eş-dost yemeğini, köpeği, kediyi, kuşu, eşyayı, makinayı. Gözünün gördüğü her şeyi. Fotoğraf çekmek için gurup vaktini beklemedi, güneş batarken limanı çekeyim, ortasına bir de sandal denk getireyim diye uğraşmadı. Elektrik teli, bir kamyon ya da hırpani bir tip fotoğrafımı bozmasın kaygısı duymadı. Fotoğraf çekmek için mizansenler yaratmadı. Hayatta olan ne varsa, azıyla, fazlasıyla, çapağıyla, çöpüyle hepsini çekti. Estetiği çektiği şeyde değil, duyguda aradı. Fotoğraf sanatı konusunda yetkin değilim. Ama onun fotoğraf dünyasının sahicilik üzerine kurulu olduğunu söyleyebilirim herhalde. Fotoğrafçılık kadar önemli bir yanı da mizah duygusuydu. O ciddi, ağır akademisyenin bir anda nasıl hınzır bir çocuk olduğuna defalarca tanık oldum. WhatsApp’ta, Facebook’ta bazen bir konu üzerine saatlerce mavra yaptığımızı hatırlıyorum.” İfadelerine de yer verdiği konuşmasını, ‘Ölüm bir insana bu kadar mı yakışmaz’ diyerek tamamladı. 

KANTARCI: “BELKİ DE O HEP DOĞRU YOLDA, TERSİNE GİDEN BİZLERİZ” 

Etkinliğin sonunda kürsüye çağrılan Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı, Mustafa Hoca’yı anmak için hazırlanan etkinliğe katılan herkese müteşekkir olduğunu söyledi. Tüm konuşmacıların Hoca’nın hayata tersinden bakmayı da bilen aykırı bir kişi olduğunu söylediklerini hatırlatan Kantarcı, “Belki de o hep doğru yolda, tersine giden bizleriz” diyerek sözlerini tamamladı. 

DİLEK EYRİBOYUN: “SAĞDUYUSU VE VİCDAN DUYGUSU ÇOK YÜKSEK BİR İNSANDI” 

Son konuşmacı olarak kürsüye gelen eşi Dilek Eyriboyun katılan herkese teşekkür etti. Yaşadığı duygusal ortam nedeniyle konuşmakta zorlanan Eyriboyun, “Çok şanslı olduğumu biliyordum ama konuşulanları dinledikten sonra özel bir insan olduğumu düşünmeye başladım. Mustafa ilkelerinden asla taviz vermeyen adalet duygusundan hiç şaşmayan, mizah yanı çok güçlü, sağduyusu ve vicdan duygusu çok yüksek bir insandı. Hep mazlumun yanındaydı. 28 Şubat sürecinde, türbanlı öğrenciyi sınava aldı diye hakkında soruşturma açılmıştı.” dedi. Eyriboyun sözlerinin Turgut Uyar’dan okuduğu bir şiirle tamamladı. Etkinlik hep birlikte çekilen hatıra fotoğrafı ile tamamlandı. 

1-10

7-2