Bağrı yanıklar, kalabalıkların ortasında sessizce duranlardır.
Sesleri duyulmaz, dertleri sorulmaz. Gözlerinin içindeki yangını kimse fark etmez; çünkü onlar yanmayı öğrenmiştir, yakmayı değil.
Bir zamanlar çok inanmışlardır. İnsanlara, sözlere, yarınlara…
Ama her inanış, göğüslerinde bir iz bırakmıştır. O izler büyümüş, zamanla bağırlarına çöreklenmiştir. İşte bu yüzden onlara bağrı yanık derler; içi kül olanın dışı gülse ne yazar…
Bağrı yanıklar güçlü sanılır. Çünkü ağladıkları pek görülmez.
Oysa en çok onlar ağlar; gecenin kimselere göstermediği saatlerde. Yastıklar şahittir suskunluklarına, duvarlar bilir kaç kez “neden” diye fısıldadıklarını.
Sevmekten vazgeçmemişlerdir ama sevilmeye alışamamışlardır.
Bir el uzansa ürkerler; alışık değillerdir tutan ellere. Çünkü hayat, onların ellerini hep yarıda bırakmıştır.
Bağrı yanıklar, çoğu zaman anlaşılmadıklarını bilirler.
Anlatmayı denemişlerdir bir vakit; ama her cümle yarım kalmış, her kelime boğazlarında düğümlenmiştir. Sonra susmayı öğrenmişlerdir. Çünkü bazı acılar anlatıldıkça küçülmez, aksine büyür.
Onlar geçmişi sırtında taşıyan insanlardır.
Unutmak isteseler de hatıralar unutmaz onları. Bir şarkı, bir koku, bir sokak… Yetip artar eski yaraları kanatmaya. İşte o an, içlerindeki yangın yeniden harlanır ama yüzlerinde yine sessiz bir sükûnet dolaşır.
Bağrı yanıklar kimseye “ben kötüyüm” demez.
“İyiyim” demeyi görev bilirler. Çünkü dertlerini anlatsalar yük olacaklarını sanırlar. Oysa en ağır yük, insanın anlaşılmamasıdır.
Zamanla şunu öğrenirler:
Her yara sarılmaz, her insan kalmaz.
Bazı gidişler kader, bazı yalnızlıklar mecburiyettir. İşte bu yüzden bağrı yanıklar, gitmeyi değil; kalıp susmayı seçer.
Ve çoğu zaman kendilerini bile affedemezler.
“Keşke”lerle dolu bir iç muhasebe taşırlar. Daha az sevselerdi, daha geç güvenselerdi, belki bu kadar yanmazlardı. Ama bilmezler ki, onların yanışı sevgilerinin fazlalığındandır, hatalarının değil.
Hayata küs değillerdir aslında; sadece yorgundurlar.
Her sabah yeniden güçlü görünmek, her akşam yeniden dağılmak ağır gelir. Kimse görmez bu yorgunluğu, çünkü bağrı yanıklar dinlenmeyi bile sessizce öğrenmiştir.
Bir köşede oturup hayatı seyrettikleri çok olmuştur.
Kalabalıklar gülerken onlar susar, herkes konuşurken onlar dinler. Çünkü söz, çoğu zaman yaralar; suskunluk ise en azından kanatmaz.
Bağrı yanıklar bilir ki bazı insanlar iyidir ama kalıcı değildir.
Bazı sevgiler gerçektir ama tamamlanmamıştır. İşte bu yüzden umutları kırık değil; eksiktir. Ve insan en çok eksik kalan umutlarla yaşlanır.
Yine de içlerinde küçücük bir yer vardır ki, hâlâ diridir.
Bir gün biri gelir de sormadan anlar diye… Anlatmadan dinler diye… Bağrı yanıklar buna inanmaz gibi yapar ama o ihtimali de tamamen öldüremezler.
Bağrı yanıkların duası kısadır, yüreği uzundur.
İsyanı sessiz, sabrı ağırdır. Kimseye yük olmazlar; kendi içlerinde taşırlar bütün enkazı. Ve yine de kimseyi kırmamaya çalışırlar… En çok da canlarını yakanları.
Çünkü bağrı yanık olmak,
vazgeçmek değil; vazgeçememektir.
Ve bu dünyada en ağır yük, hâlâ sevebilmektir.
Ama bilmezler ki,
onların suskunluğu bile bir haykırıştır.
Ve bu dünya, en çok sessiz çığlıklarla doludur.
Belki de bu yüzden bağrı yanıklar bu dünyaya fazladır.
Ama dünyanın vicdanı da biraz onların yüreğidir.